Javascript is currently disabled. This site requires Javascript to function correctly. Please enable Javascript in your browser!

EĞİRDİR ELMACILIĞININ TARİHÇESİ

Anasayfaya Dön

EĞİRDİR ELMACILIĞININ TARİHÇESİ

 EĞİRDİR    ELMACILIĞININ   TARİHÇESİ

 

GİRİŞ

Bu yazının amacı, Eğirdir geçmişini geleceğe taşırken yeni neslin olayları yakından tanıyarak ileriye adım atmalarını sağlamaktır. Çünkü sözün uçup yazının kalıcı olduğu yargısının tarihin derinliklerindeki yerini bulmasına yardımcı olmak biz araştırmacıların birinci görevidir. Ancak bilinmesi ve üzerinde önemle durulması gereken nokta, araştırmacıların ele aldığı konularda tarafsız olmalarıdır. Tarafsızlıkta ise ilke, tarihi yanıltmamaktır. Bunun için de araştırmacı, okuyucuya sunduklarını belgelere dayandırmak zorundadır. Diğer bir söyleyişle araştırıcı, belgesiz konuşamaz, yazamaz. Biz de bu noktada kuyumcu hassasiyeti ile davranıp geçmiş yılları yerel gazetelerden; Isparta ve Eğirdir ile ilgili kitaplardan ve 1950 yılını görmüş kişilerin denekliğinden yararlandık. Bir konu hakkında araştırma yapmak gerçekten çok zordur; bir de kaynak eksikliği varsa işiniz daha da zordur.

 

Eğirdir tarihinde aydınlanmamış ve uzun yılların satır aralarında kalmış birçok konu vardır. Bu konular kendilerini beyaz sayfalara aktaracak emekçi insanları, kalemleri bekliyor. Maalesef Eğirdir’de eli kalem tutanların bu çabayı, birkaç kişinin dışında, göstermedikleri görülüyor. Bence bir beldenin her 10 yılda bir değişimi kaleme alınmalıdır ki geçmiş karanlıkta kalmasın. Eğirdir’deki kuruluşların hiçbirinin tarihi yönü ele alınmamış, bunlarla ilgili bilgi birikimine toplu halde bir yerde rastlamak mümkün değil. UNPA(un fabrikası) ne zaman ve nasıl kuruldu? 1950’lerde başlayıp 1960’larda faaliyete geçmeden hayatı sona eren YÜNPA’nın(Yün-Pamuk ve İplik Mensucat Fabrikası) başından ne gibi maceralar geçti? 500 lira hisseli bu kuruluş neden çalışmadan sona erdi? 50 yıllık bir geçmişi olup bugün Eğirdir’in ekonomik kalbi olan Bağlar ne zaman kuruldu ve bu kuruluşu kimler, nasıl gerçekleştirdi? Elma soğuk hava depolarının hayat çizgileri hangi aşamalardan geçti?  Eğirdir’de ilk elektrik üretimi hangi tarihte gerçekleşti? Buna bağlı olarak Kovada Elektrik Santralı için kimler uğraş verdi? Yurdumuza kahramanlar yetiştiren Dağ Komando Okulu ne zaman ve niçin Eğirdir’de kuruldu? Yazımızın konusu olan Eğirdir elmacılığı ne zaman başladı ve bu hamleyi kim başlattı? Daha sonra Eğirdir’de bugünkü elmacılık nasıl gelişti? Ayrıca Eğirdir’de başlayan elmacılık, Isparta’nın merkezine ve en ücra noktasına, dağına taşına değin nasıl yayılıp gelişti? Dolayısıyla 1970’ten önce ekmeğini zor bulan Eğirdir, 1970’ten sonra milyonlar, milyarlar diyebileceğimiz paralarla nasıl oynamaya başladı? Eğirdir Eski Evinde yapılan toplantılarda elmacılık yeterince işlenip istenilen yere oturtuldu mu? Eğirdir turizmini ilk kim ele aldı? Bunlar ve bunlara benzeyen birçok konular ne yazık ki hâlâ işlenmemiş haliyle araştırmacısını beklemekte.

 

 Eğirdir elmacılığı konusunda hiçbir yerde ciddi ve uzun bir yazıya rastlamak mümkün değil. Ancak yerel gazetelerin köşe yazılarında rastlamak mümkün. Bunları da hemen hemen hep aynı kalemler yazmış. Özellikle Demokrat Eğirdir gazetesi sahibi Kılkırdoğlu Mustafa Kurtay ve elmacı Özhan Yiğitbaşı’nın yazılarına sıkça rastlanmaktadır; milletvekilliğinden emekli Mustafa Raşit Cesur ve Eğirdir’de elmacılığın babası olarak tanınan Halil Rahmi Üstün’ün yazılarını da ara sıra görmek mümkün. 31 Ağustos-01 Eylül 2001 tarihinde ilk kez gerçekleştirilen ve arkası gelmeyen “Tarihî, Kültürel, Ekonomik Yönleri ile Eğirdir Sempozyumu” adlı konuşmaları içeren 972 sayfalık derleme kitabında bile Eğirdir elmacılığından söz edilmediğini üzülerek görüyoruz. Eğirdir için yapılan böylesi bir bilimsel diziler sıralamasında Eğirdir elmacılığından söz edilmemesi maalesef bu sempozyum için görünmeyen acı ve kara bir sayfadır.

 

1950 ÖNCESİ EĞİRDİR  VE  EKONOMİSİ

Konumuzun daha iyi anlaşılması için Eğirdir ekonomisinin 1950 ve öncesinde nasıl olduğuna bir bakmak gerekir. Bu durumu anlamak, Eğirdir’in yerleşim haritasında görmek gerekir. Eğirdir, Sivri Tepe’nin eteğine kurulmuş bir kıyı kentidir. Önünde, her zaman yedi rengini koruyan ve son zamanlarda hayli sorunlarla karşılaşan deniz gibi mavi göl; arkasında ise tarihte İpek Yol’a ve Prostanna adı ile anılan bir yerleşim birimine ev sahipliği yapmış, aşağıdan bakınca göğü delen yükselişiyle Sivri Tepe. Eğirdir’de 1950’de ne Bağlar ne Yazla semti var. Hükümet binası şimdiki Kemik Hastanesinin bulunduğu yerden Yazla bölgesine taşındı. işte o zaman Yazla Mahallesi, Dağ-Komando okulu desteğini de alarak; Bağlar bölgesi ise 1950 yılında bataklık ve sivrisinek yatağı durumunda iken 10.6.1954 tarihinde encümen kararı ile Bağlar Mahallesinin kurulması kararı sonucu Bağlar Mahallesi oluşmaya başladı. Yenimahalle ise 4 Mayıs 1959 tarihinde Eğirdir’i yasa boğan ve bir türlü önlenemeyen Cami Mahallesinin yanması sonucu alınan bir kararla 1960 yılı sonunda yapılarak Cami Mahallesi’nde evleri yananlara verilen evlerdir. Bu anlamda 1950’lerde  Eğirdir,  Baba Sultan Türbesinin oradan başlayıp Demirciler Mahallesi’nde son bulan bir yerleşim alanına sahip küçük ama şirin bir beldedir. Böylesi küçük bir yerin nüfusu da yerleşim alanına paralel olarak azdır. Benim Eğirdir’e geldiğim1976 yılında nüfus 8000 (sekiz bin) idi.

Şirin belde Eğirdir’in ekonomik durumu ise o tarihlerde pek iç açıcı değildir. Çünkü 1950-60’larda Eğirdir bir kapalı kutudur. Kendisi üretip kendisi tüketen bir toplumdur. En büyük yiyeceği kavinne denilen ve gölde bol miktarda bulunan küçük ama lezzetli bir balık çeşididir. Tarım ürünlerini de kendine göre yetiştirip tüketen bu küçük toplumun ürettiği üzümler son derece kaliteli üzümlerdir. Bağcılık gelişmiş en önemli yanıdır. Bağlardan elde edilen üzümlerin yaşının yanında üretilen yan ürünleri olan pekmez,  pestil, cevizli lokum kış mevsiminde ocak başında yenen en önemli besin kaynağıdır. O tarihlerde Eğirdir’de 36 çeşit üzüm üretilmektedir. Dimrit, Burdur dimriti,  rezaki, aküzüm, isi büzgülesi, germe, karaca dimrit, asma büzgülesi, kadın parmak, çekirdeksiz aküzüm, tavşan böreği gibi üzümler vardı. Bu çeşitleri sayan Hacı Bebber  adı ile tanınan birinci deneğimiz tüccar Mehmet Ağaçayak (ölümü 2010), büzgüle, aküzüm ve kadın parmak üzümlerinin tavana asılarak kış mevsiminde  yenmek üzere saklandığını söyledi.

 

O yıllarda Eğirdir’in en büyük geliri el halı dokumacılığıdır. El dokumacılığı çok uğraş isteyen bir el emeğidir. Bayanlara dönük çalışma olan bu emek, ayda bir veya iki tane çıkan halı ile eve gelir getiren bir üründür. Adını andığımız yıllarda Eğirdir’de her evden kirkit sesi gelirdi. Bu kirkit seslerinin sabaha kadar devam ettiği evlerin sayısı hiç de az değildir. Bitirilen halılar arabaların yorgun sırtına vurulur ve mallar doğruca Isparta’ya halı pazarına götürülürdü. Satılan halıların parası ile bir sonraki halının ipliği alınır ve yine yorgun arabaların sırtlarına iplikler yüklenir ve Eğirdir evlerinde yeniden kirkit sesleri duyulmaya başlardı. Gecenin karanlığını yırtan bu sesler güneşin doğmasına kadar devam eder giderdi. Satıştan geriye ne kalırsa ev onunla geçinmeye çalışırdı. İlçenin kıyıya yerleşmesinden doğan dağlık alandan dolayı Eğirdir halkı dar alana sıkışmış kalmış bir haldeydi. “Isparta’nın Dünü Bugünü ve Yarını Sempozyumu-Ankara 1992” kitabının 525. sayfasında halı dokuyanların %96’sının kadın, %4’ünün erkek olduğu belirtilir. Bu oran Eğirdir için de geçerlidir. Aynı kitabın 544. sayfasının son paragrafında gösterilen ve 1926 yılında kurulup 1989 yılında “Sümerhalı” adı ile anılan anonim şirketin varlığı bir tek Eğirdir için değil tüm Isparta için önemli bir alıcı kuruluştur.

 

BAĞLARIN   KURULUŞU

   Eğirdir her yönü ile ilginç bir belde. Yedi ana rengini her zaman cömertçe sunan ve denizden bir farkı olmayan göl, Eğirdir’in yaşam kaynağı. Neolitik çağdan beri var olan bu şirin beldenin yaşı 8000(sekiz bin)’dir. Tarih irdelenince Eğirdir-Beyşehir- Akşehir üçgeninin geniş bir iç deniz niteliğinde olduğu görülecektir. 1304 yılında Fas’ın Tanca kentinde doğan ünlü seyyah İbn-i Batuta, Eğirdir için çarpıcı bir betimlemede(tasvir) bulunur. Onun bu betimlemesinden yukarıdaki üçgenin bir iç deniz olduğunu anlamak hiç de zor değildir.

              “Eğirdir, kalabalık, pek bakımlı çarşıları olan, çevresi bağ, bahçe ve bostanlarla donatılmış büyük bir şehirdir. Yanı başında tatlı sulu bir göl bulunmakta ve bu gölde dolaşan gemilerle iki günde Akşehir, Beyşehir’le öteki köy ve kasabalara gitmek mümkün olmaktadır.”

1. Eğirdir Sempozyumu kitabı sahife 357’de Şenol GÖKA’dan alınan bu bilgiye göre Eğirdir bir iç deniz kıyı kentidir. Dolayısıyla Boğazova 700 yıl önce sular altındadır. Eğirdir Kalesinin duvarlarına bakılırsa su seviye izlerini 6-7 metre yükseklikte görebilirsiniz. Bu da gösterir ki Eğirdir 700 yıl önce bir iç deniz durumundadır. Bu tezimizi Eğirdir kentinin yerleşim biçiminden de anlamak olasıdır. Çünkü en eski Eğirdir’in Sivri’nin eteklerine kurulduğunu görebiliriz.

Bu bilgilerden sonra asıl konumuz olan bağlar bölgesine geleceğiz. Bağlar semti daha sonra kurulmuştur. Daha düne kadar diyebileceğimiz bir söylemle Bağlar’ın kuruluşunu çok yakın bir tarihte buluyoruz. Fazla değil 50- 75 yıl önce Bağlar yöresi bataklıktan başka bir şey değildir. Bu konuda bilgisine başvurduğumuz, Eğirdir’de Hacı Bebber ünvanı ile tanınan ve elma ticareti ile uğraşan Mehmet Ağaçayak, 1950 yılında Köprübaşı’ndan aşağısının bir bataklık olduğunu anlattı: Bu kesim 1950 yılında hep sazlıktı ve sarı  zambaklarla doluydu. Her taraf bataklıktı. Aşağılara varmak pek kolay değildi. Oralara varmak için eski yol, Taşköprü, Zincirlikuyu yolundan Çaybaşı’na zor varırdık. Çünkü her taraf su idi. Yılanlı Şeytan Deresinden, Çiçeklikayasın’dan, Meseyin yolundan, Çaybaşı köprüsünden, Kızılçubuk deresinden ve Mehmet Çakıroğlu’nun bahçesinin dibinden gelen sel Aşağı Kovada yoluna giderdi. Buradan arsa almak isteyenlerle alay edilirdi. Burası için, sazlar biter, kazlar öter, denirdi.”  Mehmet Ağaçayak’tan dinlediğimiz bu bilgi de Bağlar Mahallesi’nin kuruluşunu sözünü ettiğimiz yakın tarihe çekmektedir.

Eğirdir kültürüne hizmet sayacağımız ve çocukluk anılarıyla belge nitelini taşıyan Osman Şapçı’nın  “Güdüklü Muşilli” adlı eserinin 158. sayfasında Köprübaşı ile ilgili bilgilere rastlamaktayız.1945 yılı itibariyle köprünün durumunu anlatan bu yazıda köprünün tahtadan yapılmış olduğunu ve gelen seller yüzünden defalarca yıkıldığını öğrenmekteyiz. Dolayısıyla gelen sel sularının akıp gittiği yerin ise şimdiki bağlar bölgesi olduğunu görmekteyiz. Özellikle Köprübaşı’nda suyun içinde köprü yapımı ile uğraşan işçileri gösteren bir belge fotoğrafa yer verilmesi bu bölgenin bataklık olduğunun canlı şahididir.

“Altmış yıl öncesinin anılarında, köprü başında tahta köprüyü hatırlıyorum. … ağır yüklü araçların(kamyon)geçerken gayet yavaş hareket ettiği… ağaç ayaklar üzerinde durmaya çalışan ve büyük deliklerin göründüğü ve 1940’ların başında Mareşal Fevzi Çakmak geldiği zaman delikleri görmemesi için üzeri halı döşenen viraneyi.”

Eğirdir’de Kültür Değişmesi-1997” adlı tez çalışmasında Ayşe Akkaya, 53. sayfada yer alan “ Üretim-Tüketim İlişkileri” başlığını taşıyan bölümde Bağlar bölgesinin bataklık içinde olduğunu şu sözleri ile anlatıyor:

“Eğirdir ekonomisinde göl bir barometredir.1950 yıllara kadar göl, ilçe halkını ölüme götüren coğrafi etken olarak görülüyordu. Yıllar yılı dağlardan akan sellerle göl ‘Bozova’ yı (Boğazova) doldurarak bataklık ve sazlık haline getiriyordu. Gölün bataklığı olan sivrisinekle kaplı alanda, sıtmanın göl çevresinin salgın hastalığı olduğunu kaynak kişi anlatılanlarından öğreniyoruz.”

Aynı adlı eserin 304 numaralı sayfasını açtığımızda siyah beyaz iki fotoğrafa rastlıyoruz. “1935-45 Yılları Arasında” notu düşülen birinci fotoğraf Akpınar’dan çekilmiş izlenimini veriyor. Bu fotoğrafta Konya yolunun her iki tarafının düz bir arazi durumunda olduğu görülmektedir. Öyle ki tek bir yapı dahi görülmüyor. Dümdüz  bir alan ve belli ki bataklık.  İkinci fotoğraf da sanki canlı bir tarih gibi. Köprübaşı’nın tahta yapılı durumunu gözler önüne seriyor. Tahta köprü ve bağlar bölgesi geniş bir alan içinde görünüyor ve bataklık açıkça ortada. Bir iki söğüt ağacı görülüyorsa da bataklık açık bir şekilde kendini gösteriyor.

 Fakat burası geniş bir arazi yeridir ve buranın ekonomik açıdan değerlendirilmesi gerekir. Fidanlık Müdürlüğünün 1950 yılında Kızılçubuk tarafında kurulması çok önemlidir. Buraya bir resmi kuruluşun gelmesi bu alanı cazip hale getirmeye yetmiştir.

Belediye Başkanı Ömer Findos 1953 yılına gelindiğinde başkanlık görevinden istifa yolu ile ayrılıyor. Belediye meclisi bu istifanın sonunda toplanıyor ve Mustafa Kurtay Kılkırdoğlu’nu başkanlığa seçiyor. Kurtay Bey,  kolları sıvıyor ve kafasındaki birçok projeyi hayata geçirmeye çalışıyor. Bunlardan bir tanesi de Köprübaşı’ndan ötesini Eğirdir ekonomisine katkı sağlar hale getirmek. Bunun için ne yapmak gerekir? Önce orayı bir yerleşim alanı haline getirmek gerekir. Ama oralar hayvanların otladığı ve sivrisineklerin cirit attığı bir mera ve bataklık.  Eğirdir gelişiminin Eğirdirlinin para kazanması ile mümkün olacağını anlayan Kurtay Bey, günümüze değin gelen ve vazgeçilmeyen “Bağlara yayılacağız, turizme sarılacağız…” sloganını ortaya attı.

Gayretlerin ve görüşmelerin sonunda bu kısmın mahalle olması düşüncesi gelişti. Belediye Başkanı Mustafa Kurtay Bey, meclisi 6.10.1954 tarihinde topladı. Mecliste uzun ve yorucu tartışmalar yaşandı. Çünkü bu bataklık nasıl kurutulacaktı? Eğirdir insanı, Eğirdir merkezini bırakıp buraya nasıl gelecekti? Buranın yerleşim alanı olması için dünyanın parası gerekti. Bu para nereden bulunacaktı? Bunları da bir tarafa bırakalım buraya gelen veya arazi alacak toprak sahipleri burada ne üretecekti? O tarihlerde Eğirdir’in ekonomik durumu hiç de iç açıcı değildi. İnsanlar ne ekiyor ne dikiyorsa onunla geçiniyordu. Özellikle de üzüm çok yaygın. 36 çeşit üzümden söz etmiştik. Vatandaş para kazanamayacaksa bu bataklıkta ne yapacaktı? Tüm bu sorular, mecliste geleceğe karar verme yönü ağır bastığı için, uzun tartışmalara neden oldu. Tartışma bir tek bu konu ile kalsa neyse… O günlerde siyasî çekişme de ön saflardaki yerini koruyordu. Sabah başlayan toplantılar gece yarılarına değin sürdü. Nihayet ortak nokta bulundu:Bağlar kesimi mahalle olacaktı. Konya(Konne) Bucağı, Köprübaşı, Mücevre, Pınarpazarı, Kızılçubuk ve bağlar mıntıkasını içine alan karar gereğince Bağlar Mahallesi kurulmuş oldu. Ayrıca buranın üzüm bağından ziyade elma bahçesi olması üzerine de düşünce ileri sürüldü. Çünkü Kurtay Bey, Çiçekli Kayası mevkiinde aldığı 6 dönümlük bahçede ilk elma ürününü almıştı. Bağlar semti elma merkezi olmalıydı.

Bağlar Mahallesi’nin elma merkezi olması için elma propagandasının yapılmasına ihtiyaç vardı. Hemen Fidanlık Müdürlüğü ile ilişkiler kuruldu. O zamanki Fidanlık Müdürü Niğdeli Mustafa Akay Bey idi ki ilk müdür bu kişidir. Müdür Mustafa Akay Bey’in elma konusunda bir hayli deneyimi vardı. Çünkü o tarihlerde Niğde elması meşhurdu ve elma Niğde’ye büyük çapta ekonomik katkı sağlayarak Niğde halkının yaşam seviyesini yükseltmişti. Dolayısıyla Mustafa Akay Bey’den yararlanmak gerekirdi. Nitekim Mustafa Akay Bey, Eğirdir’de elmacılığın başlaması ve yerleşmesi konusunda çok çalışacaktır. Denilebir ki Mustafa Akay, Eğirdir elmacılığının kurucularındandır. Bu nedenle Eğirdir elmacılığını kişilere bağlamak devleti dışlamak anlamına gelir ki böylesi bir düşünce tümüyle yanlıştır. Aslında Eğirdir elmacılığında devlet üzerine düşen görevi müdürleri sayesinde fazlasıyla yerine getirmiştir. Bu nedenle Demokrat Eğirdir gazetesi, halkı bilgilendirmek amacıyla bir araç olarak kullanıldı.11 Temmuz 1954, 18 Aralık 1954 gibi tarihli Demokrat Eğirdir gazetelerinde bu konu ile ilgili geniş ve halkı teşvik edici bilgiler verildi.

“Burayı bataklık ve sivrisinekten kurtarmak gerekir. Fidanlık Müdürü Niğdeli Mustafa Akay’ın gösterdiği ve Niğde elmacılığının Niğde’ye kazandırdığı muazzam gelirler ile ilgili yaptığı konuşmalar Eğirdir halkımızca büyük ilgi görmüştür. Kasabamız bir sanayi kenti değildir. Dayanacağımız nokta bağlarımızdaki 36 çeşit üzümdür. Bunun yanında Eğirdir, meyveciliğe doğru adım atmalıdır. Niğde ve havzasının bugünkü müreffeh ve iktisadî hayata elmacılıkla eriştiğini hatırdan çıkarmayalım. Niğde’ye elmacılığı sayesinde giren milyonlar yarın Eğirdir’e girecektir. Eğirdir’i örnek ve küçük bir Niğde yapmak elimizdedir.”

Bu ve buna benzer sözlerle halkın cesareti artırılmış ve bağlara yayılma başlamıştır. Bu yazıyı yazan bendenizin de bir Niğdeli olması yönüyle kıvanç duyduğum bu sözlerin Eğirdir halkına yol göstermesi ayrıca önemlidir. Çünkü Eğirdir halkı yıllardır dar ekonomi kapısını kıracaktır. Evine perdenin aralığından giren güneşin değerini anlayacak ve perdeyi kaldırıp bol güneşli dışarıyı görecektir. Güneş ise yorucu ve amansız çalışmaların sonunda ceplerine, evlerine girecek olan paradır. Çalışkan ve becerikli olan Eğirdirlinin, ileri gitmeye ve cebi sürekli para dolu olanlar gibi yaşamaya hakkı vardır.

İşte tüm bu düşüncelerin sonunda altı dönümlük bahçesini Eğirdir’de ilk kez elma bahçesi yapan ve Eğirdir halkının elmacılık ile para kazanmasını isteyen ve bu uğurda yılmadan uğraş veren Kılkırdoğlu Mustafa Kurtay, Eğirdir’in unutulmayacak ve yıkılmayacak çınarlarından biridir. Bugün Eğirdir, elma sayesinde büyük paralara kavuşmuş ve ülkede 3000 belediyelik içinde en zengin ilçelerden biri olmuşsa bu,  kuşkusuz  Kılkırdoğlu Mustafa  Kurtay’ın başlattığı elmacılık hamlesi ile olmuştur. Dolayısıyla “Çınar” kavramı 1953-1955 yıllarında belediye başkanlığı yapmış bu kişiye bütün uzuvlarıyla uymuştur.  

 

EĞİRDİR’DE  ELMACILIĞIN TEMELİ

  Bana anlatılan konulardan biri elmayı Eğirdir’e (rahmetli) Halil Üstün Bey’in getirdiği şeklindeydi. Hatta, Halil Bey’in, bu anlamda Eğirdir’e bir heykelinin dikilmesi bile düşünülüyor. Burada bir kavram yanlışlığına düşülmesin. Eğirdir’de elma işini ilk kim ortaya attı? Veya Eğirdir’de elma işini geliştirip bugünkü hale getiren kim? Karıştırılmaması gereken nokta burasıdır. Elimde bulunan ve 1985 yılına ait bir konuşmanın CD’si yukardaki sorulara açıklık getiriyor. Mustafa Kılkırdoğlu, Eğirdir’de elmayı ilk kez kendisinin getirdiğini söylüyor. Tarih 1950’dir.  Musatafa Akay diye bir isimden söz ediliyor. Bu kişi 1950’de kurulan Meyve ve Fidanlık Müdürünün adıdır. Kılkırdoğlu Bey, bağda bir deli elmadan söz ediyor. Bu deli elmaya Isparta’nın meşhur demir elmasını aşılamış. Aşılanan elma her yıl dal budak salmış ve güçlenmiş, coşmuş. Aşının üzerinden üç yıl geçmiş ve elma ürün vermeye başlamış. Kendisinin söylediğine göre demir elma üçüncü senesinde 85,dördüncü senesinde yüz yirmi kilo olmuş. Elmanın bu inanılmaz gelişimini gören Kılkırdoğlu Mustafa Kurtay, 1950 yılında kurulan Meyve ve Fidanlık Müdürü Mustafa Akay  Bey’e  ve samimi arkadaşı Halil Üstün’e haber veriyor. Bu iki kişiyi yanına alan Mustafa Kılkırdoğlu, onları bağa,  elmanın yanına götürüyor. Orada elma ve elmacılık üzerine konuşuyorlar. Böylece Eğirdir’de elmacılığın temeli bağda, deli elmanın şemsiyesi altında atılıyor.

Dedem Hasan Hüseyin hep bağda üzümlerle uğraşır. Bu ara şunu söylemeliyim, Eğirdir’de  36 çeşit üzüm vardır. Timurlenk, Ankara Savaşı’ından sonra Eğirdir’e geliyor ve Yazla’da 15 gün kalıyor. Her tarafı ağaç olan Yazla’da yerlere hasırlar seriliyor ve Timur’un ordusu bu hasırlar üzerine serilen 36 çeşit üzümden yiyor. Dedem, bu üzümleri yetiştirmekle meşgul. Bana da bağ işi dedemden kalmadır. Bağda bir deli elma var. İşe yaramıyor. Ben buna Isparta’nın meşhur demir elmasını aşıladım. Üç sene sonra verim almaya başladım. Üçüncü senede 85, dördüncü senede 120 kilo elma aldım. Durumu Fidanlık Müdürü Mustafa Akay ve arkadaşım Halil Üstün’e anlattım. Hep beraber bağa gittik. Orada elma işini konuştuk, tartıştık. Böylece Eğirdir’de elmacılık kafamda doğdu.”

Eğirdir’de elmacılığın kimin tarafından başlatıldığı sorusu gündemini korumaktadır. Bu konuda açıklık mutlaka belgeler yoluyla olmak zorundadır. Yoksa iki inatçı keçi masalı gibi tartışma sürer gider. Demokrat Eğirdir gazetelerinin arşiv taramasında, yukardaki bilginin dışında, bu konuya ışık tutacak başka bilgilere ulaşıldı.

Yıl 1986; tarih 03 Temmuz Perşembe. Yer, Demokrat Eğirdir yazıhanesi. Ortada yılların yorgunluğunu ve şahitliğin taşımaktan yorgun düşmüş iki masa…  Masaların arka cephesinde yılların birikimi olduğunu anlatan ve geleceğe tanıklık edecek arşiv…  Masaların çevresinde kendinden emin bir şekilde oturan dört adam: Mustafa Kılkırdoğlu, Halil Üstün, Özhan Yiğitbaşı ve gazeteci Zeki Tarhan. Elmacılık üzerine bir konuşma yapıyorlar. Zeki Tarhan “Açık Oturum” adı altında “Eğirdir Elmacılığının Dünü-Bugünü-Yarını”nı üç önemli ağızdan sorguluyor. Mustafa Kılkırdoğlu bir soru üzerine şunları söylüyor:

“1949-1950 yıllarında Bağlar Mahallesi Çiçekli Kaya Mevkiinde satın aldığım altı dönümlük arazi üzerinde elma bahçesi kurmayı düşündüm. Isparta’dan 20-25 kadar piç fidan aldım ve ilk dikimleri yaptım. Daha sonra Halil Üstün ve Konya’da Özden çiftliğinde meyvecilik hocalığı yapan Nedim Armağan’a başvurdum. Ondan sağladığım fidanları da diktim. Ayrıca Ankara armudu da diktim. Armuttan verim alamadım; onun yerine elma diktim. Böylece Boğazova’da ilk meyve bahçesini kurmak bana nasip oldu.  Benden sonra rahmetli Mehmet Tığlı, rahmetli zabıta memuru Hüseyin Atlı, Haşmet Savran ve Süleyman Kılıç da bahçe kurdular. Halil Üstün’ün gayretleriyle birçok hemşehrimiz, Sapanca’dan ve diğer meyve fidanlıklarından fidanları temin ederek, bahçe kurma işlemine başladılar.”  

Soruya verilen bu yanıttan sonra Mustafa Kurtay, Eğirdir’de elmacılık tarihine not düşülecek  amacı ve hedefi ortaya koyuyor ve elmacılığı Eğirdir’de başlatan şu  çarpıcı açıklamayı yapıyor:

“Bağlar Mahallesi Çiçekli Kayası’nda kurduğum altı dönümlük bahçenin hedefi, memleket halkının Bağlar Mahallesine yayılmasını sağlamak ve elmacılığın yaygın hale gelmesini temin amacını güdüyor.”

İşte bu amaç cümlesi her şeyi ortaya koyarak tarihin karanlıklarından sıyrılıp günümüz aydınlığına ışık tutuyor. İşin en zor tarafı insanlarda yerleşmiş ama paslanmış yargıların silinip atılmasıdır. Çünkü insanlar inandıkları fakat yanlış olan değer yargılarından kolay kolay vazgeçemez. Dolayısıyla yukarda verilen cümle paslanmış düşünceleri de silmeye yeter güçtedir. Aşağıya aldığım bir konuşma belgesi Eğirdir’de elmacılığın kim tarafından başlatıldığını kanıtlaması bakımından son derece çarpıcıdır. Bunları söylerken ben, bir araştırmacılık görevimi yerine getirdiğim inancını taşıyorum. Yoksa kimseyi korumak kimseyi yermek, gözden düşürmek gibi bir amacım yok. Mümkün olsa da ülkeler ulusal tarihlerini yeniden ve tarafsız yazabilse. 8 Temmuz 1986 tarihli Demokrat Eğirdir gazetesinin sayfa ikisinde gazeteci Zeki Tarhan’ın yönettiği “Açık Oturum” da Mustafa Kılkırdoğlu bir soruya şöyle yanıt veriyor:

“Kılkırdoğlu: Elmacılığa 1950 yılında başladığım zaman hayatımın en ağır hakaretine, maalesef, maruz kaldım. Vatandaşlarımız, hemşehrilerimiz benimle alay ettiler… Elin delisi,elin zıpırı,elin budalası!.. Elma ağacı dikecekmiş de para kazanacakmış!..” diye benimle alay ettiler.”

Bu konuşmanın ardından toplantıda hazır bulunan Halil Üstün şöyle bir karşılık veriyor:

“Halil Üstün: Efendim, çok mühim bir konuya temas ettiniz. Artık Mustafa Kurtay  abimizin önderliğinde, Eğirdir’de elma üretiminin gerçekleşeceği, teknolojik,  kültürel ve ekolojik şartlarda en iyi şekilde gerçekleşebileceği hususunda, kesin bir hükme vardım.”

Sanırsam okuyucularım 8 Temmuz 1986 tarihli Demokrat Eğirdir gazetesinde çıkan bu konuşmadan sonra, “Eğirdir’de elmacılığı kim başlattı?” sorusuna gerçek bir değerlendirmeyi kendileri yapacaktır. Ancak bu noktada şu düşünceye yer vermek yanlış olmaz:  Eğirdir’de elmacılığı başlatmak başka onu geliştirip yaygılaştırmak başka. Hatta, elmacılıktan çok para kazanmak başka. Ancak bu konuda da kimin önde gittiğini tartışmaya açmak son derece anlamsız olur. Çünkü elmacılığa başlayan üretici ve devlet,  elinden gelen gayreti fazlasıyla göstermiştir. Fakat bu noktada biri amaç biri ticaret için yola çıktığına göre amaç, öncelik sıralamasında ilk sırayı almalıdır. Ayrıca Eğirdir elmacılığında çaba harcayan görünür görünmez birçok kahramanı hiçe saymak yapılan hizmetleri dışlamak anlamına gelir ki bu da hizmette bulunanlara bir vefasızlık olur. Özellikle Eğirdir elmacılığını bir kişinin üzerinde gösterip diğerlerini dışlamak haksızlık olur.

Yukarda adını verdiğimiz Ayşe Akkaya’ya ait tez hazırlığı “Eğirdir’de Kültür Değişimi” kitabının 53. sayfasında Eğirdir’de elmacılığın kimler tarafından başlatıldığı ile ilgili bir saptama, bu yazının yazarına da yardımcı olmakta ve okuyucuyu da aydınlatmaktadır:

“1950’den sonra bataklığın kurutulması ile Bozova’da ziraat mühendisi Halil Üstün ve Mustafa Kurtay’ın girişimleriyle elmacılık başladı. Eğirdir, Devlet Su İşlerinin teknik çalışmalarıyla göl ayağının açılması ile binlerce dekar arazi bataklıktan kurtularak devletçe kurulan tarım fidanlığının katkısı ile elmacılığa yöneldi.”  

 Kılkırdoğlu Mustafa Kurtay, Konya Özden Çiftliği meyvecilik öğretmeni Nedim Armağan’a 28.2 1951 tarihinde bir mektup yazıyor. Bu mektubun içeriği Eğirdir elmacılığı ile yakından ilgilidir. Gazeteci Zeki Tarhan’ın 03 Temmuz 1986 tarihli ve 6472sayılı Demokrat Eğirdir gazetesinin 2. sayfasında bu mektubun içeriğinden bahsediyorken bir cümlenin altını kalın çizgiyle belirtiyor. Bu da Eğirdir elmacılığının tarihini başlatan kişinin kim olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Halil Üstün, Özhan Yiğitbaşı’nın da bulunduğu bir yerde okunan Mustafa Kılkırdoğlu’na ait altı çizilen cümle şöyle: “…Gayem, Eğirdir’de meyveciliği inkişaf ettirmek için halka örnek olmaktır.”

09 Eylül 1986 tarihli 6490 sayılı Demokrat Eğirdir gazetesinin “Eğirdir Elmacılığının Dünü- Bugünü-Yarını” Açık Oturum’unda yönetici Zeki Tarhan’ın bir sorusu üzerine Kılkırdoğlu Mustafa Kurtay, Halil Üstün ve Özhan Yiğitbaşının da bulunduğu toplantıda şunları söyler:

Demir elmanın bana verdiği müsbet netice beni elmacılığa sevkeden asıl sebeptir. O zaman ki ziraat teknisyenlerimiz Necati Bey, Halil Üstün Bey, Emin Bilgiç Bey ile temasa geçtim. Dedim ki, ‘Ben bu neticeyi buldum. Bu memleketin elmacılığa  gitmesi şart. İklim şartlarımız buna çok elverişlidir. Siz ne dersiniz?’ diye mütaalalarını sordum. Bu soru üzerine bana bu arkadaşlarımız,  ‘Kurtay Bey, hiç korkma! Bu gölün yarattığı nisbî rutubet var. Elma ağaçlarının sulamasını dahi bu nısbî rutubet, elma yetiştiriciliğinde en yararlı tecelliyi gösterir.’ dediler. Bunun üzerine elmacılığa bağcılıkta olduğu gibi ilk adımı attım.”

17.5 1931 doğumlu Hacı Bebber Aptullah Ağaçayak, Mustafa Kurtay’ı şu sözlerle doğruluyor: Meseyin Çiçekli Kaya mevkiinde Eğirdir’de  ilk elma bahçesini Mustafa Kurtay Bey kurdu. Mustafa Kurtay Bey, astsubaylıktan ayrıldıktan sonra Eğirdir’de gazete bayii ve  Halk Kitap Evi’ni açtı. Ama asıl işi kitapçılık ve gazetecilik olduğu için elma işi ile pek ilgilenemedi. Fakat Halil Üstün Bey, ziraat teknisyeni olduğu için bu işe dört elle sarıldı. Bahçecilikte, tüccarlıktan ihracata kadar Türkiye’nin adını ve özellikle Eğirdir elmacılığını dünyaya tanıtan Halil Üstün oldu. Şu anda Eğirdir’de trilyonlar dönüyorsa bu Halil Üstün’ün dışa açılma sayesindedir.”

 

DIŞARDAN GELEN FİDANLAR

Eğirdir elmacılığının başlama macerasının ardından gelen yayılma işlemi kuşkusuz aralıksız olarak diğer üreticilere de sıçramaya başladı. Çiçekli  Kayası’

nda başlayan Isparta’nın demir elması artık yerini başka elma çeşitlerine bırakmaya başladı. Eğirdir Fidanlık Müdürü Mustafa Akay Bey, elmacılığın gelişmesi için elinden gelen gayreti fazlasıyla göstermektedir. Değişik yerlerde halkı aydınlatma konuşmaları yapmakta, üreticileri bilgilendirmekte ve halkı elmacılığa teşvik etmektedir. Çünkü kendisi Niğdeli olduğundan Niğde elmacılığının Niğde’ye para getirisini çok iyi biliyor. Niğde o tarihlerde elma konusunda bir hayli ilerlemiş ve büyük paralar kazanmıştır. Bu konuda 11 Temmuz 1954 tarihli Demokrat Eğirdir gazetesi şunları haber olarak geçiyor:

Niğdeli Mustafa Akay Bey’in gazetemizde yayınladığı Niğde elmacılığının Niğde’ye kazandırdığı muazzam gelirler ile ilgili yaptığı konuşma dikkat çekicidir. Kasabamız bir sanayi kenti değildir. Dayanacağımız nokta 36 çeşit üzümdür. Bunun yanında Eğirdir, meyveciliğe doğru adım atmalıdır.”

Fidanlık Müdürü Mustafa Akay’ın Eğirdir’de verdiği uğraşı, 17.5.1931 doğumlu ve sağ olan deneğimiz Hacı Bebber Mehmet Ağaçayak şöyle anlatıyor:

Mustafa Akay’ın eski halkevi binasında Eğirdir halkını, elma konusunda aydınlatmak için bir konuşma yaptı. Bu konuşmada, ‘Toprağınız hazır, suyunuz hazır,toprağınız elmacılığa çok müsait; havanız uygun. Bir karış toprağınız varsa mutlaka elma dikin!..’ dedi. Müdür Bey’in söylediği, ‘Zaman gelecek Niğde küçük Eğirdir; Eğirdir büyük Niğde olacak’ sözünü hiç unutmam. Nitekim de öyle oldu. Ben aşağı yukarı elli yıllık tüccarım. 1950’lerde ilk kamyonu getiren benim. Kamyonculuğu uzun yıllar yaptığım için kim nereye ne götürdü; kim nereden ne getirdi bilirim. Eğirdir’den elma Eğirdir dışına ne zaman taşındı bilirim.”

Demokrat Eğirdir gazetesinin Eğirdir halkını aydınlatma çabası değişik tarihlerde devam ediyor.18 Aralık 1954 tarihinde şu haberi görüyoruz.

“Niğde’nin  bugünkü müreffeh ve iktisadî hayata atılmakla eriştiğini hatırdan çıkarmayalım. Niğde’ye elmacılığı sayesinde giren milyonlar yarın Eğirdir’e de girecektir. Eğirdir’i küçük ve örnek bir Niğde yapmak elimizdedir.”

Fidanlık Müdürü Mustafa Akay Bey’in girişimleri ile Eğirdir’de elma çeşidi dikilmeye başlıyor. Ama en büyük sorun hem elma çeşidi hem elma fidanı nereden bulunacak? Yol hazır. Niğde nereden buluyorsa bu fidanları Eğirdir de oradan temin edecek. Sonuçta Sapanca Gölü ve çevresinde geliştirilip üretilen ve verim alınan Amasya ve dölleyici ferik elmalarının Eğirdir’e getirilmesi kararı alınıyor. Bunun için Mustafa Akay Bey bu çeşitlerden getirtiyor. Halk bu elmaları dikiyor.

29 Ağustos 1957 tarihli Eğirdir Göl Sesi gazetesinde Ali Alpaslan imzalı “Eğirdir’de Açılan İki Çift Çığır” başlıklı yazısından aldığımız alıntı elmacılığın önderlerini göstermesi bakımından bizi aydınlığa çıkarmaktadır:

“…Üçüncü çığır, meyvecilik sahasında olmuştur ki Mustafa Kurtay’, Mehmet Tığlı’yı ve Halil Üstün arkadaşımızı bu faaliyetin öncüleri olarak kabul etmek yerinde bir kadirşinaslık olur. Bilhassa fidanlığın kurulması ile memleketimizde açılan bu çığırın yaygın bir hale gelerek mühim faydalar sağlayacağına ümit varız.”

 

STARKİNG FİDANLARI VE HALİL ÜSTÜN

Eğirdir elmacılığının en önemli konularından biri de starking elma fidanlarının ne zaman geldiği ve bu fidanları ilk kez kimin diktiğidir. Daha önce elmacılığa heves edenlerin yetiştirdiği elma çeşidi bildiğimiz gibi Amasya ve dölleyici ferik elmalarıdır.Ancak bu elmalar, hacim olarak pek büyük olmamaları nedeniyle  ve o tarihlerde dış piyasa kavramı (ihracat)bilinmediği için iç piyasada tüketiliyordu. Gene o tarihlerde iç piyasaya ise Niğde elmaları hakimdi. Bu nedenle Niğde çok para kazanıyordu. Eğirdir de Niğde’yi kendine model almış onun gibi olmaya çalışıyordu. Kuşkusuz bu uzun bir uğraş isteyen ve uzun bir zamana dayalı bir piyasa kazanma olayı idi. Çünkü Eğirdir’in Niğde piyasasının üzerine çıkması uzun bir süreci gerektiriyordu. Niğde ile yarışı Fidanlık Müdürü Mustafa Akay Bey kızıştırmış ve bunda da başarılı olmuştu. Herkes elma dikmeye yönelmişti. Ta ki Halil Üstün’ün Lübnan’ı ziyaretine kadar. Halil Üstün’ün Lübnan ziyareti de bir tesadüfle gerçekleşiyor. Daha doğrusu doğal bir afet ile başlıyor. Güney Doğu Anadolu’da bir çekirge faciası başlamış 1953’te.Fars çekirgesi adı verilen bu çekirgeler ile devlet mücadeleye girmiş. 1953 yılının Mayıs ayında Ziraat Vekaleti’nden bir telgraf geliyor. Bu telgrafta Halil Üstün, Suriye üzerinden Türkiye’ye, Güney Doğu Anadolu bölgesine gelen bir çöl çekirgesi olan Fars çekirgeleri ile mücadeleye çağrılıyor. Çekirgeler ile girdiği savaşı kazanan Halil Üstün başarısından dolayı, uluslar arası bir tarım örgütü olan FAO aracılığı ile Lübnan’a düzenlenen gezide yer alıyor. O arada tesadüfen gördüğü elmalara hayran kalan Halil Üstün Türkiye’ye gelince elmacılığa dört elle sarılıyor ve Eğirdir’de elma konusunda çok büyük atılım yapıyor. Çekirge macerasını ve Lübnan gezisini kendi ağzından dinleyelim 8 Temmuz 1986 tarihli Zeki Tarhan Bey’in yönettiği “Açık Oturum”da:

“1953 Mayısında Ziraat  Vekaleti’nden bir telgraf talimatı aldım. ‘İlk vasıta ile Gaziantep’e hareket ediniz!..’  talimatı idi. O tarihte Suriye’den bir cins çekirge olan Fars çekirgesi yurdumuza girmiş. Bana verilen bölümü kısa zamanda bu amansız çekirgeden temizledim. Başarılı olanları ödül olarak 17 Temmuz 1953 tarihinde Lübnan ziyaretine götürdüler. Hayal ettiğim Lübnan elmacılığını o tarihte görme imkânını buldum. Lübnan’ın bir dağ kesiminde 800 metrede bizim Kovada gölü gibi bir göl var . Elmalar temmuz ayında  ceviz büyüklüğünde idi. O tarihlerde starking elmalar Türkiye’ye yeni gelmişti. Bu fidanlar Arifiye’de kültüre alınmış idi. Ve o tarihte de Arifiye’de bizim İsmail Hakkı Tuncay Bey bahçe istasyonunda görevli idi. Arifiye’den aldığım kültür elmaları 1959 yılında ürün vermeye başladı.”                                                                                                    Eğirdirli Zirrat Teknisyeni Halil Üstün’ün çöl çekirgeleri ile yaptığı mücadele ve Lübnan ziyareti “Isparta’nın Dünü, Bugünü ve Yarını Sempozyomu-1992 Ankara” adlı Isparta İli Kalkındırma Derneğinin derleme kitabının 125. sayfasında da aynen yer almaktadır.

Halil Üstün’ün bu anlatımından starking elma fidanlarını kendisinin getirdiği anlamı çıkmaktadır.Yine kendi anlatımına göre 500 elma fidanını, aldığı 30 dönümlük bahçeye dikiyor. Bu görüşü birinci denek olan Hacı Bebber Mehmet Ağaçayak’ın ağzından da dinlemek mümkün oldu: “İlk kez golden ve starking elmalarını Halil Üstün, Arifiye’den ve Sapanca’dan  getirdi. Bir sene sonra da Fidanlık müdürü Mustafa Akay’ın önerisi ile Mehmet ve Rıfat Tığlı, Haşmet Savran, Katip Kılıç ve Topal Mehmet Gök bu fidanlardan bahçelerine 1959 yılında diktiler.”

Halil Üstün ve deneğimizin ifadesinden de anlaşıldığı gibi Amerika elmaları Eğirdir’e 1954 yılında girmiştir. Ondan önce Amasya ve ferik elmaları vardı. Her ne kadar starking elma fidanlarını Halil Üstün,  ben getirdim, demiş olsa da başvuru yaptığımız denekler  bu savı pek doğrulamıyorlar. İkinci deneğimiz  Eğirdir Ziraatında çalışan ve halen Debbağlar Mahallesi Eski Kız Meslek Lisesi Arkası E/ Blok Kat:1  D.1 No:5 Yalvaç/Isparta adresinde oturan Sadık Kaynar’dır. Sadık Kaynar’ın Kasım 2005 tarihli bir yazısı şu anda elimizde bulunmaktadır.Bu mektup noktasına ve virgülüne dokunulmadan aşağıya alınmıştır. Mektup, gündemden hemen hemen hiç düşmeyen heykel konusu nedeniyle yazılmış. Daha doğrusu heykel konusuna açıklık getirmek amacıyla kaleme alınmış:

 

“Halil Üstün’ün elma bahçesini ne zaman tesis ettiğini bilmem.

 

Benim bildiğim kadarıyla tesis ettiği bahçenin elmaları Amasya ve dölleyici çeşit olarak ferik fidanları diktiğidir. O zamanki budama şeklinin de Gobl şeklinin tatbik edildiğidir.

Bakanlıkça mahalli fidan ihtiyaçlarının belirtilen tarihe kadar bir yazı ile bildirilmesi üzerine diğer il ve ilçelerde olduğu gibi talep bildirilmesi üzerine tahsis edilen fidanlardan bedeli karşılığı alınması için tahsis edilen fidanlıktan aldırılmak üzere teşki-

lattan bir eleman görevlendiriliyor.

 

Görevlendirilen herhangi bir elemanın Eğirdir’e getireceği fidanda Amasya ve dölleyici çeşit olan feriktir. O tarihte fidanlıkta görevli müdür yardımcısı olup sonradan Eğirdir meyve fidanlığına müdür olarak gelen İsmail Hakkı TUNCAY yukarıda belirtilen elemana mademki meslektaşız Amerika’dan gelen Starking isminde getirilip üretilen fidanları alıp Eğirdir’e götürmesini söyler. İlgili elamanda belki netice almayız düşüncesiyle almak istememekte ısrar eder. İsmail Hakkı TUNCAY Beyde öyleyse bende sana fidan vermiyorum. İstediğin yere şikayet et der.

 

(Bu durum Halil Üstün’le fidanlıkta tesadüfen bulunduğumuz sırada Eğirdir fidanlık Müdürü İsmail Hakkı TUNCAY tarafından bana anlatıldı)

 

Halil ÜSTÜN tarafından Starking fidanları alınmayıp, Amasya ve Ferik fidanlarını almak isteyince İsmail Hakkı TUNCAY’ın Starking için kesin ısrarı üzerine bir miktar Starking alıp getirmek mecburiyetinde kalır ve bunları bahçesine dikmek ister. Diğer talep sahiplerine de sadece Amasya ve Ferik fidanlarını verir. Fakat diğer bahçe sahiplerinin aldığı Amasya ve Ferik fidanları arasına her nasılsa starking fidanları karışır.(Fidanlık ilgililerince de karıştırılmış olabilir).

 

Hatta o şahıslar işin farkına varıp bize işe yaramayan fidanları verdin iyisini kendine aldın şeklinde sitem ederler. Bu sitemi diğer bahçe sahipleri rivayet etmişlerdir.

 

Not : Eğirdir’e starking elmasının ilk gelmesine ve üretime başlanmasına sebep olan İsmail Hakkı TUNCAY’dır. Starking elmasının Eğirdir’e ilk defa gelmesinde İsmail Hakkı TUNCAY’dan başkasının hiçbir hakkı yoktur.”

 

Denek Sadık Kaynar’ın  elimizdeki mektubu her şeyi açıkça ortaya koyuyor.Yukarıda söylediğimiz gibi Eğirdir elmacılığını bir kişinin üzerinde odaklamak tarihe düşülecek bir yanlışlık demek olabilir. Özellikle devletin gayretini görmezden gelmek yanlışların en büyüğü olur. Ancak kişisel çabalar elmadan para kazanmak ile doğru orantılıdır. Devletin eli olan  Fidanlık Müdürleri Mustafa Akay ve İsmail Hakkı Tuncay’ın gayretli çalışmaları olmasaydı Eğirdir’de elmacılık belki de bugünkü seviyesini yakalayamaz veya çok geç yakalardı.

Denek mektubu yazım hatalarıyla dolu ama maksadı ortaya koyma bakımından kusur yok. Mektuptan anlaşıldığı kadarıyla Arifiye’ye 1954 yılında fidan almaya giden Halil Üstün Bey, Amasya ve Ferik fidanları almak istemesine rağmen arkadaşım dediği Müdür Yardımcısı İsmail Hakkı Tuncay Bey tarafından Amerika elması olan starking elma fidanı alması için ısrar edilmiştir. Halil Üstün Bey, Amasya ve ferik fidanları ile birlikte, diğer deneklerin söylediğine göre,600 Starking fidanını Eğirdir’e getiriyor. 30 dönümlük bahçesine 1950 yılında Mustafa Kılkırdoğlu gibi diktiği Amasya ve ferik elma ağaçlarını her şeyi göze alarak söküyor ve kendi ifadesinden de anlaşıldığı üzere  500 starking fidanını dikiyor. Halil Bey, 10 Temmuz 1986 tarihli 6474 sayılı Demokrat Eğirdir gazetesi “Açık Oturumu”nda, 1954 yılında kültüre aldığı elmaları diktiğini söylemektedir. Ayrıca bu sözünü “Isparta’nın Dünü, Bugünü ve Yarını Sempozyumu” kitabının 127. sayfasında, o günün şartlarında 500 ağaçlı bir meyve bahçesi yapma imkanı bulabildiğini söylemektedir. Bütün bunlar gösteriyor ki İsmail Hakkı Tuncay Bey’in verdiği starking elmalar böylece Halil Üstün’ün bahçesine ilk kez dikilmiş oluyor. Halil Üstün Bey’in 500 starking fidanını kendi bahçesine diktiğine 08 Mayıs 1992 Cuma tarihli Eğirdir Göl Sesi gazetesindeki kendi ifadesi ile tanık oluyoruz:

 

“1950 yıllarından önce ülkemiz genelinde Niğde yöresinin dışında elma üretim ve pazarlama ile ilgili bir mevzu yoktu.

12 Şubat 1954 tarihinde 30 dekarlık arazi üzerinde STAR-KİNG varyete 500 elma fidanı dikme imkanı bulabildim.30 Eylül 1959 tarihinde ilk mahsulümü 13.500TL’ye satabildik.”

 

Üçüncü denek 1926 doğumlu bir Eğirdirli. Zamanında inşaat işleri ile uğraşmış ama Eğirdir’de ne olup bittiğini yakından tanıyan biri. İlerlemiş yaşına rağmen parlak bir zekaya ve yorum yapma özelliğine sahip. Yüksek perdeden konuşmasına rağmen olaylara yaklaşımı farklı. Üçüncü deneğimiz  Hacı Ali Ertürk 82 yaşında ve sağ. 13.10 .2008 tarihinde yaptığımız görüşmede Halil Üstün’ün yetiştirdiği elmaların farklı olduğunu gördüğünü fakat kendisinden elma istenildiği halde   bir elma bile vermediği, şeklinde bir yaklaşımda bulunuyor. “Aslında Arifiye’den gelen elmaları hep kendi bahçesine dikti; bize vermedi.tarzındaki söylemi üzerinde durulması gereken bir cümle.

 

 Dördüncü deneğimiz 1918 doğumlu ve Eğirdir berberlerinden Cahit Gürdal. Cahit Gürdal 90 yaşında ama cin gibi bir kafası var. Hâlâ zihni parlak. Yaşadığı olayları sanki dün gibi anlatıyor ve insana denek güvenliği veriyor. O da denek Hacı Ali Ertürk doğrultusunda bir yaklaşımda bulunuyor. Arifiye’den gelen 600 fidanın Halil Üstün’ün kendi bahçesine diktiğini ve kendilerine bu fidanlardan verilmediğinden yakınıyor.13.10.2008 tarihinde kendisiyle görüşmemizde şunları anlattı:

 

“Fidanlık Müdürlüğü Arifiye’den gelen fidanları dafıtmak istedi.Gelen 600 fidandan bize hiç verilmedi.O yeni fidanları Halil Üstün kendi bahçesine dikti. Ben de fidanlığa gittim ve ‘Halil Üstün’ün elmasından(starking adını bilmiyordum.) verin dedim.1957’de bu fidanları dağıtan Müdür Mustafa Akay Bey bana, ‘Sana 100 tane starking vereyim ama Eğirdir’de soğuk hava deposu yok. Elinde kalırsa onlar şişer kalır. Sen ferik ile Amasya elması dik; onlar taş gibidir, dayanır.” dedi ve 200 tane Amasya elma fidanı aldım. O zaman 100 fidan alırsan parasız; 100 fidandan fazla alırsan onlar paralı idi. Daha sonraki yılda Halil Üstün starking elmanın ilk ürününden çok para kazandı. Bunun üzerine halk Halil Üstün’e gitti ve ‘Niye bize bu ağaçtan vermedin?’ diye çıkıştı. Çünkü halk 5-6 senedir diğer fidanları dikti. Daha sonra vatandaş önceki fidanları söktü ve starking dikmeye başladı. Vatandaşın 5-6 senesi boşa gitti.”

 

Deneklerin çarpıcı açıklamalarına kulak vermemek elde değil. Vatandaş, Ziraat teknisyeni Halil Üstün tarafından aldatıldığı üzerinde duruyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta “aldatılmak” sözcüğünün dışında geri kalan ifadelerin doğru olduğudur. Gerçekten de Halil Üstün, arkadaşı ve Arifiye Müdür Vekili İsmail Hakkı Tuncay’ın verdiği fidanları kendi bahçesine dikmiştir. Fakat bunu kendi iradesi ile değil, Sadık Kaynar’ın mektubunda belirtildiği gibi, İsmail Hakkı Tuncay’ın zorunlu tutması ile dikmiştir. Hatta Halil Üstün, starking fidanlarını almak istememiştir. Burada, “Starking elma fidanlarını niye almak istememiştir?” sorusunu sorup cevabını da vermek gerekir. Eğirdir elmacılığa yeni başlamış ve bütün mazi 1950 yılından başlayıp starking elma fidanının Eğirdir’e Halil Üstün aracılığı ile geldiği 1954 yılına kadar olan dört yıllık bir kısa zamandır. Eğirdir elma olarak yalnızca Amasya ve dölleyici ferik elmasını biliyor başka elma çeşidi bilmiyor. Bu yüzden Halil Üstün kendisine zorla verilen bu starking elmasının nasıl bir şey olduğunu bilmediği için bildiği Amasya ve ferik elmasından vazgeçmek istemiyor. Bu yüzden starking elma fidanlarını almak istemiyor. Fakat İsmail Hakkı Tuncay Bey’in ısrarı üzerin getirdiği starking fidanlarını da vatandaşa dağıtmıyor. Niçin dağıtmıyor?  Bence,ne olduğunu bilmediği bu elmanın sorumluluğunu üzerine almak istemediği için, ilerde ‘ Bu elma iyi olmazsa,çıkmazsa ben Eğirdirlinin yüzüne nasıl bakarım ?!..’  duygusundan dolayı starking fidanlarını Eğirdirliye vermedi. Bütün düşüncesi bu noktada yoğunlaştı ve 30 dönümlük bahçedeki diğer fidanları söküp zarara uğrarsam ben uğrayayım sorumluluğunu kendi üzerine alarak, kendi kazancından fedakârlık yaparak bilmediği tanımadığı bu fidanları kendi bahçesine dikti. Fakat ne var ki starking elmalar büyüyünce her şey değişti. Özellikle elmalar iri iri olmaya başlayınca, vatandaş farklı bir elma ile karşılaştı. 1959 yılına gelindiğinde de Halil Üstün bu elmaları kabzımal Bozkırlı Hasan Koyuncu’ya 13.500 liraya, o zamana göre çok büyük paraya, satınca Eğirdirlinin gözü fal taşı gibi açıldı. İşte bu açılış Halil Üstün’e ‘aldatma’ yakıştırmasını kondurdu. Olayların akışına göre Eğirdirli için fedakârlıkta bulunmaya çalışan Halil Üstün’ü tarih ödüllendirmiş oldu.

 

Eğirdir’de ilk elma bir iki ağaç olarak saatçi İzzet Gürdal, Süleyman Gürdal ve Hüseyin Kaylan’ın kaylan elması vardı. Bu ağaçlardan çıkan elmalar 1943-1944 yıllarında pek kıymetli idi. Çünkü elma herkeste bulunmayan bir meyvedir. Ancak hastalık için hastaya birkaç tane verilirdi. Fakat zaman öyle hızla aktı ki şimdi herkesin elması var.

Eğirdir’den  ilçe dışına ilk çıkan starking elma Halil Üstün’ün yetiştirmiş olduğu elmalardır. Eğirdir’e gelen Amasya  elma alıcısı Bozkırlı Hasan Koyuncu, starking elmaları Kılkırdoğlu Mustafa Kurtay’ın da bulunduğu bir pazarlıkta 13.500 liraya satın alıyor. O tarihlerde kamyonculuk yapan deneğimiz Hacı Bebber Mehmet Ağaçayak,1970 yılında Halil Üstün’ün bahçesinden elde edilen 150 ton elmanın  Yaşar Ünal’a satıldığını ve bu elmaların  da İranlı Hacı İsmail Dehemi adında birine satılıp Isparta soğuk hava deposundan alınarak İran’a götürüldüğünü söylemiştir. Böylece kanımca ilk ihracat böylece İran’a gerçekleşmiştir.

 

ELMACILIĞIN GELİŞMESİ

 

Eğirdir’de elmacılığın başlamasını ayrı bir sınıfta değerlendirmenin yanı sıra elmacılığın gelişmesini de ayrı bir sınıfta veya başlıkta değerlendirmek doğru olacağı kanısındayım. İşte bu noktada Halil Üstün Bey’in çabalarından söz etmek doğru olacaktır. İlk ve çok parayı kazanan Halil Üstün’ün elmadan kazandıkları daha sonraki yıllarda daha da artacaktır. Halil Üstün’ün en yakın arkadaşlarından, denekliğimizi kabul eden Emekli Öğretmen Kadir Çevikbaş (ölümü 2011), onun1969’da 110.000 liralık elma sattığını ve o tarihlerde Eğirdir’de  110.000 liralık adam olmadığını söylemiştir.  Çünkü 30 dönümlük bir bahçeden çıkan elmanın getirisi de bir o kadar fazla olacaktır. Halil Üstün’ün kazandığı para bizi ilgilendirmez, ancak kazandığı bu paralar sayesinde Halil Üstün’ün medeni cesaretinin artması ve özgüveninin artmasıdır. Birden büyük paralara kavuşan Halil Üstün, paranın verdiği güçle elmacılığın durağan noktada kalmaması için uğraş vermiştir. Eğirdir elmacılığını Türkiye’ye tanıtıp Eğirdir’i büyük Niğde; Niğde’yi de küçük Eğirdir yapmak için gitmedik, gezmedik yer bırakmamış. Nerede elma ile ilgili bir toplantı olsa işini gücünü bırakıp toplantılara gitmiş. O da yetmemiş, Eğirdir elmasını Avrupa’ya taşımaya çalışmış. Bu amaçla Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkelere gitmiş oralarda elmaya nasıl bakılıyor incelemiş. Bu konuda da tanıdıklarından sürekli yardım istemiş. Kazandığı paraları gene Eğirdir elmasını dünyaya tanıtmak için gözünü kırpmadan harcamış. Bir diğer söyleyişle Eğirdir için para harcamaktan çekinmemiş. Eğirdir bugün iç ve dış piyasaya mal satıyorsa bu, Halil Üstün’ün attığı sarsılmaz temel sayesindedir. Yeter ki üretici doğru ticaret anlayışına sahip olsun ve devlet ihracat konusunda yardımcı olsun. Bu yol izlenirse Eğirdir uzun yıllar kasasına para koyar.

Tüm bu izlenim değerlerini Halil Üstün Bey’in kendisinden dinledim. İnsan bazen tarihleri unutuyor; yanılmıyorsam 1988-1990 yılları arasındaydı. Ankara’dan gelirken otobüste yan yana oturmak kısmet olmuştu. Ankara’dan gelinceye kadar hiç durmadan konuştuğunu iyi hatırlıyorum. İçten söylüyorum o denli uzun konuşmuştu ki bana, bazen, gına gelmişti. Çünkü ben edebiyatçıydım; elma beni çok az ilgilendiriyordu. Ama onu gene de saygıyla dinledim. İşte yukardaki söylediklerim o yıllardan aklımda kalanlar. İyi ki de bir araya gelmişiz; çünkü gün geldi o söyledikleri şimdi, beni de denek sınıfına sokarak, lazım oldu.

Parasal gelir bir tek Eğirdir içindir demek hatalı bir değerlendirme olur. Çünkü Eğirdir’de başlayan ve Halil Üstün ile gelişen ve ekonomik değer kazanan elmacılık kısa zamanda tüm Isparta’ya merkez ve köylerinin en ücra noktasına kadar ulaştı. Şu anda Isparta ve havalisinin her karış toprağı starking ve golden, grensimit gibi elma ağaçlarıyla doludur.

 

SONUÇ

 Eğirdir’de elmacılık konusunu araştırırken derli toplu bir broşür veya kitaba sahip olmamamız bu yazının hazırlanmasında en büyük zorluktu. Ancak araştırmacılara düşen görev, tarihin satır aralarına sıkışmış değerleri ve doğruları bulup çıkarmaktır. Bu küçük araştırma önemsiz gibi görünen ufak parçaları derleyerek bir araya getirmenin övüncünü taşıma hakkına sahiptir. İlerde hazırlanabilecek Eğirdir kültürüne ait bir kitaba toplu malzeme olması bakımından yazının önem kazanacağına kuşkumuz yoktur.

Eğirdir elmacılğı A’dan Z’ye kadar bir gurup çalışmasının sonucudur. Bu gurubun en başında devlet ve onun yanında kişiler yer almış. Ancak kişiler arasında da bir ayırım yapmak pek doğru olmaz. Fakat elmacılığı amaç edinip bağlara yayılmanın nedenini oluşturmaya çalışanlarla beraber elmayı iç ve bilhassa dış piyasaya açıp geliştirenlere kadar herkesin emeği var. Bu anlamda şimdi yaşamdan çekilip Allah’ın huzurunda olan bilinen ve bilinmeyen elma kahramanlarına ayrı ayrı teşekkür etmek Eğirdirlinin bir vefa borcudur. 1970 yılında Eğirdir’de düzenlenen  ”Altın Elma Festivali”de, Eğirdir Turizm Derneği’nin verdiği  “Teşekkür”  şiltine hak kazanan Kılkırdoğlu Mustafa Kurtay’a, Ziraat Teknisyeni Halil Üstün’e, Haşmet Savran’a ve MehmetTığlı’ya  Eğirdir ayrıca saygı duymalıdır.

 Bence bu kişileri adsız kahramanlarla berber anılarda yaşatmak, unutulmazlıklarını sağlamak amacıyla bir toplu anıt dikilmesi ve bu anıtta öne çıkanları belirginleştirmesi Eğirdir’in bir vefa göstergesi olacaktır. Dolayısıyla Eğirdir elmacılığını bir kişiye atfetmek tarihî bir hata oluşturur. Bu anıtın da öyle köşede bucakta değil de Eğirdir’e her gelen geçenin görebileceği bir yerde olması önemlidir. Bu, Miskinler’in girişi olabilir; bu, İş Bankasının karşısındaki göbek olabilir; Bu, garajın karşısındaki göbeklerden biri olabilir.

 Sayın okurlar yazımıza burada son veriyoruz. Bu yazıdan sonra gelebilecek her eleştiriye, kurallar doğrultusunda, açığız. Ancak ileri sürülen tezler, düşünce yerine, belgelere dayanmak zorundadır. Bir diğer söyleyişle kişi savunduğunu veya katkısını belgeye dayandırmak zorundadır. Belgeye dayanmayanlar bizim için ve okuyucu için inandırıcı olamaz. Yazımızı bulabildiğimiz belgelere dayandırdığımız için ulaşamadıklarımızdan kaynaklanan eksiklerimiz olabilir. Okuyucularımızın eksiklerimizi tamamlayıcı bilgilerine her zaman açığız ve gazetemizde onlara yer veririz. Yanlışımız olamaz; çünkü söylediklerimizin hepsi belge ve deneklere dayalıdır. Yanlış varsa bunu ya belgelerde veya deneklerin ifadelerinde aramak gerekir.

 “Sazlar biter, kazlar öter” tekerlemesiyle hor görülen bağların bir zaman gelecek elma kahramanlarıyla  Eğirdir’in can damarı olacağını elli sene önce kim tahmin edebilirdi ki?..  İlhan ŞİMŞEK-27.10.2008


Asset 2